Kutsal kitapların bilgileri insan ürünü mü?

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


AliA

Guru
Onursal Üye
Katılım
29 Haz 2007
Mesajlar
64,943
Puanları
0
Bir köşe yazarı Tevrat ve İncil'deki bazı bilgilerin Mezopotamya kaynaklı olduğunu ve buradan kutsal kitapların bilgilerinin insan ürünü olduğunu iddia etti. Ne dersiniz? (Ahmet Turan İstanbul)

Bu iddia sahibi olan araştırmacılar vahyin tarihi sürecini tam kavramamış ve çok sathi bir bilgiyle bu meseleleri çözmeye çalışanlardır. İlk vahiy Tevrat ve İncil değil ki! Yüce Allah ilk insan olarak Hz. Adem'den bu yana 120 bin civarında peygamber göndermiştir. Bunların bir kısmı bir kavme, bir kısmı bir köye, bir kısmı bir millete gelmiştir. Ve bütün bu peygamberler Yüce Allah'tan aldıkları vahiyleri, buyrukları, öğretileri, ahlaki söylemleri, kıssaları, meseleleri halklara iletmişlerdir. Hatta vahyin tarihini Hz. Adem'den önceye, cinlerin yaradılışına kadar götürmek mümkün olabilir. Bu bilgiler nesilden nesile bütün medeniyetleri derinden etkilemiştir.

MÖ 3500-2000 arasında Sümerler, MÖ 2000'de Hititler veya Asurlular veya daha önceki milletler veya sonrakiler bu bilgilerden yararlanmışlardır, etkilenmişlerdir. Onun için Sümerlerdeki "Yaradılış" veya "tufar", "insanın balçıktan yaratılması" gibi bilgilerini yadırgamak yanlıştır. Bu süreci anlayamamaktır. Hititler, Sümerler veya Asurlular elbette peygamberlerden etkilenmiş, onların öğretilerini almış ve kullanmışlardır. Bu nedenle de Tevrat, İncil veya Kuran-ı Kerim'deki bazı olayların ortak bir dilinin olması son derece normaldir. Bilakis vahyin gerçekliğini, kaynağının tek olduğunu ispatlamaktadır.

Konfüçyüs'ün öğretilerinde göğün hiç mi etkisi yok! Sokrat'ın Atinalılara yaptığı müdafaasında nebevi izler yok mu? Eflatun, Platon'un Yüce Yaratıcı'dan çok uzak olduğunu söyleyebilir miyiz? Sokrat'ın müdafaasının sonunda söylediği "Kendi yollarımıza gidiyoruz. Ben ölmeye, siz yaşamaya. Hangimizin daha doğru olduğunu yalnızca Tanrı bilir" sözü bu peygamber vahiylerinin yansımasından başka bir şey değildir.

Sonuç olarak: Sümer-Asur-Hitit- mitolojisindeki bazı bilgilerden hareketle kutsal kitapların ve Allah fikrinin insan kaynaklı olduğu sonucunu çıkarmak yanlıştır. Bilgisizliktir. Vahiy tarihini anlayamamaktır. Buradan kutsal metinlerin insan ürünü olduğu değil, tam tersine Yüce Allah'ın "Peygamber göndermedik hiçbir nesli bırakmadığı ve sağlıklı, erdemli bütün bilgilerin vahiy kaynaklı olduğu sonucu çıkar.

Nihat Hatipoğlu / Hürriyet
 

kowalskii

Profesör
Katılım
31 Eki 2010
Mesajlar
3,056
Puanları
38
İncil in zamanında, kiliselerin bir yarışma ile en iyi incili yorumlayan kişi yarışması tarzı gibi bir şey yaptığını ve şu anki incilin toplama olduğunu okumuştum. Hatta tevrat incilin sonuna eklenmiş vs. Sanırım Da Vinci Şifresi filminde de geçiyordu.
 

kafkasmurat

Üyecik
Katılım
3 Ağu 2013
Mesajlar
47
Puanları
0
Nihat hocanın bu yazısı pek güzel. Eleştirdiği zihin yapısı yanlış fakat dinlerin de insan hayatını el kol hareketlerine kadar belirlediği söylenemez. Bunlar alim denen kişilerce uydurulmuştur. Onu da söylemesi lazımdı.
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,813
Puanları
113
dinlerin de insan hayatını el kol hareketlerine kadar belirlediği söylenemez. Bunlar alim denen kişilerce uydurulmuştur. Onu da söylemesi lazımdı.

sevgili kafkasmurat, dinlerin -özellikle islam'ı kasdettiğinizi anlıyorum buradan- insanın el-kol hareketlerine kadar yaşamına müdahil olması durumu bir zaruret, yahut bir fariza değildir kıymetli abim. mecburiyeti olmayan, tamamen gönle, isteğe bırakılmış şeylerdir. biz bunun adına "sünnet" diyoruz, ve bunlar nafile kavramı içinde değerlendirilir. yani yaparsan daha çok sevabı olan, yapmadığında da cezası, sorgusu olmayan şeylerdir. bir misal vereyim, daha iyi anlamanız için.

rivayet edilir ki, büyük hadis alimi imam-ı nevevi hazretleri peygamber efendimizin bütün sünnetlerini eksiksiz uygulamış ve hayatını tamamen sünnet üzerine inşa etmiş bir Allah dostuydu. bu büyük alim, sevgili peygamberimizin karpuz'u nasıl yediğine dair rivayet hiç bulamamış. rivayet o ki, bu yüzden bir ömür hiç karpuz yememiştir.

şimdi bize ters gelen bu durum o insan için bir sevgi meselesidir, bunun için bu kişiyi kınama hakkımız yok. nihayetinde bu bir yaşam tercihidir ve herkes bu konuda özgürdür.

mesela bizler de sevgili peygamberimizin, nasıl yemek yediğini, hangi elle su içtiğini, yatağa ne şekilde yattığını vs. öğrenip bunu kalben severek gönüllü olarak uygularız. yüce Allah bunu bize mecbur kıldığı için değil. zaten öyle bir ayette yok, mecburiyette...

gerçi ayetler "Allaha ve peygamberine uyun" diye bize emretse de bu genel itibariyle bu bahsettiğiniz hususlarla alakalı değil, ahlaki konularla alakalıdır. yani onun gibi doğru, dürüst, hilesiz, yalansız, mütevazi, güler yüz ve iyilikler üzerine inşa edilmiş bir hayatı kasteder.
 
Üst
stat counter