Değişimden Korkmak.

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


epsilon06

Doçent
Katılım
19 Ocak 2016
Mesajlar
645
Puanları
63
Bir insan hem şimdiki halinden memnun olmayıp hem değişimden bu kadar korkabilir mi bilmiyorum çok tuhafım...Sizlerde de oluyor mu böyle bir sorun? Yani şu an ki halimden memnun değilim çok tembelim yapmam gereken çoğu şeyi yapmıyorum ama değişim beni çok korkutuyor hayatımda bir şeylerin değişmesini kolay kolay kabul edemiyorum kendi kafamda kurduğum şeyler var onların dışına çıkamıyorum böylece hep başa sarıyorum:( Kısır bir döngü içindeyim resmen. İnsan kendi çabasıyla bunu başarabilir mi? İlla birilerinin tutup çekmesi mi gerekiyor zira çekecek birileri yok etrafımda...Tembellik mi dersiniz,aşırı kontrolcülük mü dersiniz bu huyumdan vazgeçemiyorum tamam takıntılı çok da normal olmayan biriyim ama bu durumun da bir çıkışı olmalı...
 

kilicbaligi

Profesör
Onursal Üye
Katılım
3 Şub 2018
Mesajlar
3,732
Puanları
113
Kararsızlık ve karamsarlık ile birlikte biraz da tedirginlik sezinledim yazında...ancak düşüncelerini dile getirerek olumlu bir adım atma arayışında olman da aşikâr. Yapmak istediğin, kendinde ve çevrende değiştirmek istediğin (artık her ne varsa) daha yüksek seste dillendir kendi kendine. Düşüncelerin vücut bulsun, hayata geçsin artık.
 

epsilon06

Doçent
Katılım
19 Ocak 2016
Mesajlar
645
Puanları
63
Kararsızlık ve karamsarlık ile birlikte biraz da tedirginlik sezinledim yazında...ancak düşüncelerini dile getirerek olumlu bir adım atma arayışında olman da aşikâr. Yapmak istediğin, kendinde ve çevrende değiştirmek istediğin (artık her ne varsa) daha yüksek seste dillendir kendi kendine. Düşüncelerin vücut bulsun, hayata geçsin artık.
Teşekkür ederim belki de nerden başlamam gerek onu bulamıyorum..
 

Ufuk

majestic casual
Yönetici
Super Moderator
Katılım
12 Eyl 2009
Mesajlar
8,987
Puanları
113
Konum
Türkiye
Tüm çıkış kapılarını kendin bulacağına eminim. Her insan kendi yaptığından mes'uldür. Bu hayatta kimse biri için artık kolunu kıpırdatmaz bunu sende biliyor ve farkına varmışsın, dolayısı ile o çıkış kapısının yolunu biliyorsun.

Hayat acısı ile tatlısı ile ne kadar güzel olduğunun farkına vardığında zaten o rahatlığa erişeceksin. Yeter ki iste..
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,939
Puanları
113
Yeğenim!
Allah insanı yarattığında onun kalbini kendine barigah eyledi. O kalp ki gerçek sahibi olan Allah ile hemhal olduğunda kıpır kıpırdır, mutludur, mes'uttur, bahtiyardır... Tıpkı sevdiğine kavuşmuş birinin mutluluğu gibi... Birilerinin saraylarda yaşarken kendini zindanda hissetmesinin temel nedeni budur. Tam aksine binbir dert ile uğraşırken elinde kuru bir lokmadan başka bişeyi olmayan birinin huzur dolu olmasının nedeni de bu.

Bilirsin her bir eşya, her bir organ mutlaka bir amaca hizmet eder. Buzdolabı gıdaların bozulmaması için soğutma işini yapar, Çamaşır makinesi elbiselerimizi yıkar, Tv haber izletir, dizi oynatır vs., göz görür, ayak yürür, el tutar vs. Kalbin vazifesi de bu. O sadece kan pompalayıp bize hayat bahşetmiyor, aynı zamanda duygularımızın, sevgi ve muhabbetlerimizin, kin ve öfkelerimizin de merkezi ve yaşayıp yaşatıldığı bir merkezdir. Oradaki huzur ve mutluluk bütün bünyeye, organizmaya sirayet eder.

Şimdi... Nasıl bir eşya işlevini yerine getirmez ya da bir organımız vazifesini ifa edemezse biz onu mutlaka ya tamir ya da tedavi ettiriyoruz kalbin vazifesi de kan pompalamanın yanında bizim kendimizi mutlu ve mesut hissetmemizi sağlamasıdır. İşte bunun yolu da onu yaratanın ona yüklediği kendisiyle hemhal olma işlevini yerine getirmesidir. İşte kardeşim, sendeki huzursuzluğun, mutsuzluğun ve anlamsızlık hissinin temel nedeni de bu oluyor.

Allah sevgisinin kalpte yer tutması onu tespihle çevirip adını dille ifade etmekle olmuyor. Öncelikle onun istediği hayat tarzını yaşamakla oluyor. Nasıl ki birileri bir ürün ürettiğinde onun kullanma kılavuzunu yazıp içine koyuyorsa insanı yaratan da tabiidir ki onun kullanma kılavuzunu beraberinde gönderecektir. Bu onun aramızdaki bağı olan kitabını okuyup anlamakla ve onu pratize edebilmekle mümkün olabiliyor. O bu kitabıyla bize ibadetlerden çok daha evvel emirler kronolojisinde ilk üç sıraya:

  1. Oku (Alak, 1)
  2. Çalış (Necm, 39)
  3. Temizlen (Müddesir, 4)
maddelerini koyarak "İnsan" için en gerekli, elzem ve hayati olan şeyler ister.

Neyse, uzattık galiba... Kusura bakmayın. Sanırım sen bu yazılanları muhtemelen uzun diye okumakta zorlanacaksın, belki bitirmeyeceksin bile. Hele hele Allah kelimesini ilk gördüğünde, "Ya gelmiş dincinin biri bize racon kesiyor, vaaz veriyor, boşveeer" diyeceksindir. :D

Dersen de canın sağolsun kardeşim, biz sadece tebliğ ettik, Allah yardımcın olsun.
 

epsilon06

Doçent
Katılım
19 Ocak 2016
Mesajlar
645
Puanları
63
Tüm çıkış kapılarını kendin bulacağına eminim. Her insan kendi yaptığından mes'uldür. Bu hayatta kimse biri için artık kolunu kıpırdatmaz bunu sende biliyor ve farkına varmışsın, dolayısı ile o çıkış kapısının yolunu biliyorsun.

Hayat acısı ile tatlısı ile ne kadar güzel olduğunun farkına vardığında zaten o rahatlığa erişeceksin. Yeter ki iste..
Evet maalesef kimse birileri için bir şeyler yapacak vaziyette değil kendi çabalarımızla yapmamız gerekiyor her şeyi.Çıkış kapısını bulabilirim inşallah ama nedense kapıya ulaşmadan yolda pes ediyorum hayat güzel evet ama bir iki adımlık yol kadar da kısa zaman çabuk geçip tükeniyor.
 

epsilon06

Doçent
Katılım
19 Ocak 2016
Mesajlar
645
Puanları
63
Yeğenim!
Allah insanı yarattığında onun kalbini kendine barigah eyledi. O kalp ki gerçek sahibi olan Allah ile hemhal olduğunda kıpır kıpırdır, mutludur, mes'uttur, bahtiyardır... Tıpkı sevdiğine kavuşmuş birinin mutluluğu gibi... Birilerinin saraylarda yaşarken kendini zindanda hissetmesinin temel nedeni budur. Tam aksine binbir dert ile uğraşırken elinde kuru bir lokmadan başka bişeyi olmayan birinin huzur dolu olmasının nedeni de bu.

Bilirsin her bir eşya, her bir organ mutlaka bir amaca hizmet eder. Buzdolabı gıdaların bozulmaması için soğutma işini yapar, Çamaşır makinesi elbiselerimizi yıkar, Tv haber izletir, dizi oynatır vs., göz görür, ayak yürür, el tutar vs. Kalbin vazifesi de bu. O sadece kan pompalayıp bize hayat bahşetmiyor, aynı zamanda duygularımızın, sevgi ve muhabbetlerimizin, kin ve öfkelerimizin de merkezi ve yaşayıp yaşatıldığı bir merkezdir. Oradaki huzur ve mutluluk bütün bünyeye, organizmaya sirayet eder.

Şimdi... Nasıl bir eşya işlevini yerine getirmez ya da bir organımız vazifesini ifa edemezse biz onu mutlaka ya tamir ya da tedavi ettiriyoruz kalbin vazifesi de kan pompalamanın yanında bizim kendimizi mutlu ve mesut hissetmemizi sağlamasıdır. İşte bunun yolu da onu yaratanın ona yüklediği kendisiyle hemhal olma işlevini yerine getirmesidir. İşte kardeşim, sendeki huzursuzluğun, mutsuzluğun ve anlamsızlık hissinin temel nedeni de bu oluyor.

Allah sevgisinin kalpte yer tutması onu tespihle çevirip adını dille ifade etmekle olmuyor. Öncelikle onun istediği hayat tarzını yaşamakla oluyor. Nasıl ki birileri bir ürün ürettiğinde onun kullanma kılavuzunu yazıp içine koyuyorsa insanı yaratan da tabiidir ki onun kullanma kılavuzunu beraberinde gönderecektir. Bu onun aramızdaki bağı olan kitabını okuyup anlamakla ve onu pratize edebilmekle mümkün olabiliyor. O bu kitabıyla bize ibadetlerden çok daha evvel emirler kronolojisinde ilk üç sıraya:

  1. Oku (Alak, 1)
  2. Çalış (Necm, 39)
  3. Temizlen (Müddesir, 4)
maddelerini koyarak "İnsan" için en gerekli, elzem ve hayati olan şeyler ister.

Neyse, uzattık galiba... Kusura bakmayın. Sanırım sen bu yazılanları muhtemelen uzun diye okumakta zorlanacaksın, belki bitirmeyeceksin bile. Hele hele Allah kelimesini ilk gördüğünde, "Ya gelmiş dincinin biri bize racon kesiyor, vaaz veriyor, boşveeer" diyeceksindir. :D

Dersen de canın sağolsun kardeşim, biz sadece tebliğ ettik, Allah yardımcın olsun.
:) Öncelikle Allah razı olsun cümlemizin yardımcısı olsun. Bende o gelmiş gene vaaz veriyor dedikleri kişilerden oluyorum galiba o yüzden merak etmeyin öyle düşünmedim:) Asıl tıkandığım konuya değinmişsiniz elimden geldiğince yaşamaya çalışıyorum ama işte nefis...Tembellik, nefis,günahla kararmış bir kalp varken ihlas ile kalbimize söz geçirip bir şeyler yapabilmek zor oluyor. Kalbimizi gerçek manasıyla O'na açabilsek tüm bu dünyalıklardan sıyrılacağız ancak insanoğlu nankör ve unutkan...
 

PARAzitCELL

Dekan
Katılım
5 May 2017
Mesajlar
5,091
Puanları
113
Konum
sanalalem
Yeğenim!
Allah insanı yarattığında onun kalbini kendine barigah eyledi. O kalp ki gerçek sahibi olan Allah ile hemhal olduğunda kıpır kıpırdır, mutludur, mes'uttur, bahtiyardır... Tıpkı sevdiğine kavuşmuş birinin mutluluğu gibi... Birilerinin saraylarda yaşarken kendini zindanda hissetmesinin temel nedeni budur. Tam aksine binbir dert ile uğraşırken elinde kuru bir lokmadan başka bişeyi olmayan birinin huzur dolu olmasının nedeni de bu.

Bilirsin her bir eşya, her bir organ mutlaka bir amaca hizmet eder. Buzdolabı gıdaların bozulmaması için soğutma işini yapar, Çamaşır makinesi elbiselerimizi yıkar, Tv haber izletir, dizi oynatır vs., göz görür, ayak yürür, el tutar vs. Kalbin vazifesi de bu. O sadece kan pompalayıp bize hayat bahşetmiyor, aynı zamanda duygularımızın, sevgi ve muhabbetlerimizin, kin ve öfkelerimizin de merkezi ve yaşayıp yaşatıldığı bir merkezdir. Oradaki huzur ve mutluluk bütün bünyeye, organizmaya sirayet eder.

Şimdi... Nasıl bir eşya işlevini yerine getirmez ya da bir organımız vazifesini ifa edemezse biz onu mutlaka ya tamir ya da tedavi ettiriyoruz kalbin vazifesi de kan pompalamanın yanında bizim kendimizi mutlu ve mesut hissetmemizi sağlamasıdır. İşte bunun yolu da onu yaratanın ona yüklediği kendisiyle hemhal olma işlevini yerine getirmesidir. İşte kardeşim, sendeki huzursuzluğun, mutsuzluğun ve anlamsızlık hissinin temel nedeni de bu oluyor.

Allah sevgisinin kalpte yer tutması onu tespihle çevirip adını dille ifade etmekle olmuyor. Öncelikle onun istediği hayat tarzını yaşamakla oluyor. Nasıl ki birileri bir ürün ürettiğinde onun kullanma kılavuzunu yazıp içine koyuyorsa insanı yaratan da tabiidir ki onun kullanma kılavuzunu beraberinde gönderecektir. Bu onun aramızdaki bağı olan kitabını okuyup anlamakla ve onu pratize edebilmekle mümkün olabiliyor. O bu kitabıyla bize ibadetlerden çok daha evvel emirler kronolojisinde ilk üç sıraya:

  1. Oku (Alak, 1)
  2. Çalış (Necm, 39)
  3. Temizlen (Müddesir, 4)
maddelerini koyarak "İnsan" için en gerekli, elzem ve hayati olan şeyler ister.

Neyse, uzattık galiba... Kusura bakmayın. Sanırım sen bu yazılanları muhtemelen uzun diye okumakta zorlanacaksın, belki bitirmeyeceksin bile. Hele hele Allah kelimesini ilk gördüğünde, "Ya gelmiş dincinin biri bize racon kesiyor, vaaz veriyor, boşveeer" diyeceksindir. :D

Dersen de canın sağolsun kardeşim, biz sadece tebliğ ettik, Allah yardımcın olsun.
Hocam sizin yazılarınız gayet samimi ve öğretici, faydalanmaktayız. Yazmaktan ve mücadeleden kararlı bir halde ve Allah için vazgeçmemeliyiz. Saygılarımla.
 

|SeYYaH|

Rektör
Katılım
12 Mar 2011
Mesajlar
13,939
Puanları
113
Tembellik, nefis,günahla kararmış bir kalp varken ihlas ile kalbimize söz geçirip bir şeyler yapabilmek zor oluyor. Kalbimizi gerçek manasıyla O'na açabilsek tüm bu dünyalıklardan sıyrılacağız ancak insanoğlu nankör ve unutkan...
Sevgili Epsilon, evvelen anlayışın için çok teşekkür ederim. Gerçi sizin gibi yüce Mevla ile problemi olmayan iman sahiplerine söz söylemekten haya ederim; Lakin, bazı tecrübi bilgiler aktarmaktan da sarf-ı nazar edemedim, umarım mazur görürsün.

Yüce Mevlam bizi halkettiğinde kendine ulaşan yollar üzerine nice engeller koymuştur elbet. Çok kolayca ulaşılanın pek ehemmiyeti olmaz, ama büyük zorluklarla ulaşabildiklerimiz çok değerli ve kıymetlidir. Dünyada en kıymetli maden elmastır, çünkü en zor elde edilendir. Büyüklerimiz bir hadisten mülhem, "Dünyasını cennet kılamayan ahiretini cennet edemez" demişler. Biz dünyada iken sonucu cehennem olacak işler için bi dünya dolusu paralar harcarız. Dikkat ederseniz bütün günah işler paralıdır. Kumar, zina, içki, uyuşturucu vs. Ama müsaade edin cennet de o kadar ucuz olmasın. Cennete gitmek için para gerekmiyor, sadece yolumuz üzerindeki o engellerle mücadele etmek, onları yenebilmek gerekiyor. Daha doğrusu en büyük düşmanımız olan nefsimize her yönüyle teslim olmamak, onun geleceğimizi karartan istek ve arzularına dur diyebilmek gerekiyor. E Yüce Mevlamızın hatırı için bu kadarı da olsun be güzel kardeşim, bu kadarcık bir fedakârlık gösteremezsek ona, onun rızasına nasıl ulaşabiliriz? Hatırlarsın sevgili Peygamberimiz sahabilere sormuştu: "Pehlivan kimdir?" diye, onlar da "Pehlivan rakibini yenen, mindere serendir" demişlerlerdi de alemlerin efendisi, "Hayır, asıl pehlivan nefsini yenebilmeyi başarandır" diye buyurmuştu. Kalk, silkelen, tevbe et, bir gusül abdesti alarak yola koyul, Onun sevgisini hedef olarak seç, ona varan yollarda önüne ne çıkarsa tek tek aşmaya çalış. Bunun için kul hakkından kesinlikle fariğ olmalısın. Tekrar Allaha emanet ol, yolun açık olsun, Mevlam yar ve yardımcın olsun.
 

epsilon06

Doçent
Katılım
19 Ocak 2016
Mesajlar
645
Puanları
63
Sevgili Epsilon, evvelen anlayışın için çok teşekkür ederim. Gerçi sizin gibi yüce Mevla ile problemi olmayan iman sahiplerine söz söylemekten haya ederim; Lakin, bazı tecrübi bilgiler aktarmaktan da sarf-ı nazar edemedim, umarım mazur görürsün.

Yüce Mevlam bizi halkettiğinde kendine ulaşan yollar üzerine nice engeller koymuştur elbet. Çok kolayca ulaşılanın pek ehemmiyeti olmaz, ama büyük zorluklarla ulaşabildiklerimiz çok değerli ve kıymetlidir. Dünyada en kıymetli maden elmastır, çünkü en zor elde edilendir. Büyüklerimiz bir hadisten mülhem, "Dünyasını cennet kılamayan ahiretini cennet edemez" demişler. Biz dünyada iken sonucu cehennem olacak işler için bi dünya dolusu paralar harcarız. Dikkat ederseniz bütün günah işler paralıdır. Kumar, zina, içki, uyuşturucu vs. Ama müsaade edin cennet de o kadar ucuz olmasın. Cennete gitmek için para gerekmiyor, sadece yolumuz üzerindeki o engellerle mücadele etmek, onları yenebilmek gerekiyor. Daha doğrusu en büyük düşmanımız olan nefsimize her yönüyle teslim olmamak, onun geleceğimizi karartan istek ve arzularına dur diyebilmek gerekiyor. E Yüce Mevlamızın hatırı için bu kadarı da olsun be güzel kardeşim, bu kadarcık bir fedakârlık gösteremezsek ona, onun rızasına nasıl ulaşabiliriz? Hatırlarsın sevgili Peygamberimiz sahabilere sormuştu: "Pehlivan kimdir?" diye, onlar da "Pehlivan rakibini yenen, mindere serendir" demişlerlerdi de alemlerin efendisi, "Hayır, asıl pehlivan nefsini yenebilmeyi başarandır" diye buyurmuştu. Kalk, silkelen, tevbe et, bir gusül abdesti alarak yola koyul, Onun sevgisini hedef olarak seç, ona varan yollarda önüne ne çıkarsa tek tek aşmaya çalış. Bunun için kul hakkından kesinlikle fariğ olmalısın. Tekrar Allaha emanet ol, yolun açık olsun, Mevlam yar ve yardımcın olsun.
Estağfirullah büyüklerimizin ve ilim sahiplerinin tavsiyelerine kulağımız gönlümüz hep açıktır.Cennet elbette ucuz değil cehennem de lüzumsuz değil. Cenneti kazandıracak ameller nefsimize ağır gelse de onu aşmamız lazım bir de dünya kısmı var ki bu iki yer arasındaki dengeyi pek kuramıyorum sanırım dünya bir han biz yolcuyuz ancak bazen dünyaya dalıp gittiğim için dünyalık işlerde tembellik yapıyorum ama bu normal bir şey değil yani bir iş yaparken okula giderken yarın ölsem bunları yapmamın ne önemi kalacak diye düşünüyorum tabi işlerimizi Allah rızası için yaparsak çalışmak okumak her işimizin bir önemi var ama işte nefis ne hoşuna giderse oraya çekiyor. Kendimi suçlamaktan kurtulup yoluma devam edemiyorum sanırım inşallah atlatabilirm bu durumu.Sizde Allah'a emanet olun cümlemizin yardımcısı olsun.
 

mertince

Asistan
Katılım
21 Eki 2018
Mesajlar
158
Puanları
28
Bir insan hem şimdiki halinden memnun olmayıp hem değişimden bu kadar korkabilir mi bilmiyorum çok tuhafım...Sizlerde de oluyor mu böyle bir sorun? Yani şu an ki halimden memnun değilim çok tembelim yapmam gereken çoğu şeyi yapmıyorum ama değişim beni çok korkutuyor hayatımda bir şeylerin değişmesini kolay kolay kabul edemiyorum kendi kafamda kurduğum şeyler var onların dışına çıkamıyorum böylece hep başa sarıyorum:( Kısır bir döngü içindeyim resmen. İnsan kendi çabasıyla bunu başarabilir mi? İlla birilerinin tutup çekmesi mi gerekiyor zira çekecek birileri yok etrafımda...Tembellik mi dersiniz,aşırı kontrolcülük mü dersiniz bu huyumdan vazgeçemiyorum tamam takıntılı çok da normal olmayan biriyim ama bu durumun da bir çıkışı olmalı...
Savaş ve devrimde herkeste aynı psikoloji oluşur. İnsan alıştığı şeyi hele hele bu onu mutlu ediyorsa neden bırakmak istesin ki ? ama bazen bu durumlara mecbur kalabiliyoruz ve o zaman aaa ben olduğum yerde kalcam dersen ya ölürsün yada işkence çekersin o yüzden devrimlere hep açık olmalıyız bence.
 

epsilon06

Doçent
Katılım
19 Ocak 2016
Mesajlar
645
Puanları
63
Savaş ve devrimde herkeste aynı psikoloji oluşur. İnsan alıştığı şeyi hele hele bu onu mutlu ediyorsa neden bırakmak istesin ki ? ama bazen bu durumlara mecbur kalabiliyoruz ve o zaman aaa ben olduğum yerde kalcam dersen ya ölürsün yada işkence çekersin o yüzden devrimlere hep açık olmalıyız bence.
Alıştığım şeyler mutlu ediyor diyemem sadece değişince gelecek şeylerin daha kötü olmasından çekiniyorum hani bir kurbağayı kovaya koyup üstünü kapatırlar kurbağa her gün zıplar kaçmak için ve kapağa çarpar en sonunda kapağı kaldırdıklarında artık kurbağa çıkmaya çalışmıyordur bende öyleyim :)
 
Üst
stat counter