Günün Sorusu

Şu anda konuyu okuyanlar (Üyeler: 1, Ziyaretçi & Botlar: 0)


googlog

Profesör
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
2,404
Puanları
0
Biraz uzun ama gerekli olduğu için veriyorum.Güzel bir şekilde okuyunuz inşallah.Hayırlara vesile olması dileği ile.Yanlış bilgi vermekten Allah'a sığınıyorum.

Kumar ve Oyunlar


Sual: Dünyadaki müslümanlara gönderilen Kumar Oyunları hakkındaki bildiriye cevap verir misiniz?

CEVAP


Dinimizde bir şeyin haram ve küfür olduğu dört delil ile bilinir. Bunlar Kitab, Sünnet, İcma ve Kıyastır. Bundan başka delil yoktur. Gönderilen bildiride çeşitli kumar oyunlarının kağıt sayısından dolayı haram veya küfür olduğu bildiriliyor. Halbuki İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
(Oyun ile vakit geçirmek, tavla, 14 taş ve benzeri oyunlar tahrimen mekruhtur. Bunlar, para ile, mal ile yapılırsa kumar olur, haram olur.) [Redd-ül Muhtar c.5, s.253]

Demek ki, ne çeşit oyun olursa olsun, çayına bile olsa, oynanınca haram, parasız oynanırsa tahrimen mekruhtur. Hiçbir kitapta, kumar oynayan dinden çıkar diye yazmaz.

Bildiride, (Pişpirik oynarsan 54 farzla oynarsın, tavla oynarsan İslam’ın 32 şartı ile oynarsın) gibi indi görüşler vardır. Dinimizde rakamlar üzerinden manalar çıkarmak doğru değildir. Amerika’da peygamber olduğunu söyleyen R. Khalife isimli bir din düşmanı da, 19 rakamının kutsallığından bahsetmiştir. 19 rakamı üzerine başka numara döndürenler de olmuştur.

İslam’ın şartı 32 değil, beştir. Dominodaki sayılar farsçadır. Yahudilikle, Hıristiyanlıkla bir ilgisi yoktur. Abdestin farzı Hanefi’de dört ise de, diğer mezheplerde farklıdır.

Böyle bildiriler, ya yabancıların bir oyunu veya cahil kimselerin bir düzmesidir. Kumarın haram olduğu edille-i şeriyye ile de sabittir. Rakamlara göre haram olduğunu söylemek çok yanlıştır. Kumar oyunları, bildiride açıklanan rakamlarla değil de, başka rakamlarla oynansa haram olmaktan çıkacak mıdır? Elbette çıkmaz. Hurafelerden uzak durmak gerekir.

Sual: Top yarışı yaptırmak, topu en ileri atana hediye vermek caiz mi, kumar mı? Hangi şans oyunları, hangi yarışlar, kumardır, hangileri kumara girmez? Kur’a çekmek, piyangoya girer mi?

CEVAP


Bir şeyin kumar olabilmesi için bahse giren iki veya daha fazla kişinin zarar veya kâr etme ihtimalinin bulunması şarttır. Mesela (Sen kazanırsan ben sana vereceğim, ben kazanırsam sen bana vereceksin) şeklinde bahse girmek kumar olur. (Sen kazansan da, ben kazansam da ben vereceğim veya sen vereceksin) şeklinde olursa kumar olmaz. Yahut, birisi, iştirakçilerden para almadan (Hanginiz kazanırsa ona para veya araba vereceğim) dese kumar olmaz. Kazanma olmadan, (Kur’a çekeceğim. Kim kur’ada çıkarsa ona vereceğim) demek de kumar olmaz.

Mubah olan herhangi bir şey ile yarışmak caizdir. Yarışan iki kimseden yalnız birinin, (Beni geçersen, sana şunu vereceğim. Ben geçersem, senden bir şey istemem) demesi veya yarışmaya karışmayan birinin, (İkinizden kazanana şunu vereceğim. Kazanmayan bir şey vermeyecek) demesi caizdir. (Kazanamayan, kazanana şunu verecek) denirse, kumar olur. Kumarcılardan herbirinin malının artmak ve azalmak ihtimali vardır. Eğer, üçüncü bir kimse, ikisinin atlarını geçmesi şüpheli olan bir at ile yarışa katılıp, (Sizi geçersem, ikinizden de alırım. Siz beni geçerseniz, size bir şey vermem, hanginiz ötekini geçerse, ondan alır) demesi de caiz olur. (Redd-ül Muhtar)

TV’deki çekilişler

Sual: TV’lerdeki programlarda, fazla puan alana, kapıyı önce açana, mayını patlatmayana çeşitli hediyeler veriyorlar. İştirakçilerden hiç para almıyorlar. Bu kumara giriyor mu?

CEVAP


Girmiyor. İştirak eden herkesten az da olsa para alsa, kumara girer. Bu hususta, muteber eserlerden aldığımız yazı aşağıdadır:

Her şey ile yarış etmek ve bulmaca çözmek helaldir. Bunları kumar ile yapmak haramdır. Koşarak veya at ile ve silah ile, ok ile hedefe atmak gibi harbde kullanılan şeylerle yapılan yarışlarda, bir taraftan mal şart etmek de caiz olur. Yani iki kişiden yalnız biri, (Sen kazanırsan, ben sana vereceğim. Ben kazanırsam, sen bana vermeyeceksin) derse veya bir üçüncü kimse, yarışa katılanlar arasından kazanana ben vereceğim) derse caiz olur. İki tarafın da mal vermesi şart edilirse, kumar olur. Bir üçüncü kimse de yarışa katılıp, ikisini de geçerse, ikisinden de alması, ikisini de geçemezse, ondan bir şey alınmaması şartı ile, ikisinden geride kalanın, geçene mal vermesini şart etmek caiz olur.

Kur’a çekmek caiz ve sünnettir. Mülk sahiplerinin haklarının miktarlarını değiştirmek veya ortaklardan birinin hakkını yok etmek yahut hakkı olmayana pay vermek için yapılan kur’a, piyango olur, haram olur.

Kumar, yarışlarda olduğu gibi, tavla ile, dama taşları ile, iskambil kağıtları ile yapılan her oyunda, futbol oyunlarında da olur. Bunların hepsinde ve ilim adamları arasındaki kumarda, sözleri, tahminleri yanlış çıkanlar, tahminleri doğru çıkanlara mal, para vermektedir. Kumara katılanların herbirinde, hem almak hem de vermek ihtimali vardır. Kumar oynatmak, yarışmak demek değil, tahminde yanılıp yanılmamak demektir.

Kumarla sömürenler
Kumarda, sonu tahmin edilen işin oyun olması, kazançlı, başarılı olması veya zararlı olması arasında fark yoktur. Canbazın düşüp düşmeyeceğini, geminin batıp batmayacağını tahmin edenlerin, birbirlerine para vermek için sözleşmeleri de kumar olur. Bunun içindir ki, oyun, yarış yapılmaksızın, kumarcıların isimleri veya para ile aldıkları biletlerin numaraları arasında piyango çekerek, çekilen numara sahiplerine biletlerden toplanan paraların hepsini veya bir miktarını dağıtmak kumar olur. Çünkü, piyangoya katılanların hepsi kendi numarasının çekileceğini ümit etmektedir. Bu tahminleri doğru çıkanlar, yanlış çıkanların önceden vermiş oldukları paralardan almaktadır. Aldıkları para ile, önceden bilete verdikleri paranın farkını, tahminleri yanlış çıkanlardan almış olmaktadır. Tahminleri yanlış çıkacaklardan para toplamak güç olacağı için ve bunlar önceden belli olmadıkları için, piyangoya katılanların hepsinden, önceden bilet ücreti ismi altında para toplanmakta, tahmini doğru çıkanların vermiş oldukları, sonra kendilerine iade edilmektedir. Önceden toplanan paraların hepsini piyango sahibi almakta, bundan "aslanpayı"nı kendine ayırıp, geri kalanını tahminleri doğru çıkanlara vermektedir.

Piyango sahibi, kumara iştirak etmese bile, harama sebep olduğu için, büyük günah işlemekte iştirak edenleri sömürmektedir. (Redd-ül Muhtar, S. Ebediyye, İ. Ahlakı)

Sual: Gazetenin, çekiliş yaparak araba vermesiyle piyango arasında fark var mıdır?

CEVAP


Piyango bileti alınınca verilen paraya karşılık bir mal alınmıyor. Kuponsuz olarak Gazetenin vereceği çekilişe katılan kimse, verdiği para ile gazetenin yanında ayrıca ansiklopedi ve kaset de alıyor. Okuyucuların gazeteden bir alacakları kalmıyor. Gazete fazla olarak kur'a ile araba vs. veriyor. Gazete bunu da sorulan sualleri bilene veriyor. Bunun piyango ile hiç alakası yoktur. Üç çeşit kur'a, yani çekiliş vardır:
1- Haram olan kur'a. (İştirakçilerinden birkaçı hariç, hepsi zarar eder. Her çeşit piyango çekilişleri böyledir.)

2- Caiz olan kur'a. (İştirakçilerden hiç birinin zarar etmediği kur'a. Gazetenin verdiği arabalar, buzdolapları ve çamaşır makineleri böyledir.)

3- Müstehap olan kur'a. Müşterek hakka sahip olanlar arasında çekilen kur'a. (Kurban etini tarttıktan sonra ortakların kur'a ile hisselerini almaları böyledir.) [Mecelle Şerhi]

Ankara Müftülüğü'nün bu konudaki fetvasının özeti şöyle:
Gazetelerin okuyucularına verdiği araba, daire gibi şeyler, piyango hükmünde değildir. Çünkü ödenen para ile gazete satın alınmaktadır. Alınan gazetenin, emsali gazeteler yanında, tespit edilen değeri verilmektedir. Araba, daire gibi hediyeler, gazete sahibinin, kazancının bir kısmından alınarak, okuyucularına kur'a yani çekiliş ile hediye edilmektedir. Bunu maddi hiçbir değeri olmayan piyango bileti veya toto kağıdı ile karıştırmamak lazımdır. Bu hususta Din İşleri Yüksek Kurulu'nun birçok fetvası mevcuttur.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun kur'a yani çekiliş ile hediye vermenin caiz olduğunu bildiren fetvalarından biri şöyle:

Para ödeyerek bilet alan kimselerden bir kısmına ikramiye çıkıp, bir kısmına çıkmadığı için kumardır. Gazetelerin okuyucularına vermekte oldukları, otomobil, daire gibi şeyler, piyango hükmünde değildir. Çünkü bunda, ödenen para ile gazete satın alınmaktadır. Gazeteden çekiliş ile, okuyucularına çıkan otomobil vs. gibi şeyler hediye hükmündedir.

Sual: Haram bir şeyi sevmek, "Kumar haram ama seviyorum" demek küfür olur mu?

CEVAP


İnsanın nefsi haramlardan hoşlanır. Haramlardan hoşlanmak insanın elinde olmadığı için küfür ve günah olmaz. Haram işlemek günah olur. "Haram ama seviyorum" demek suretiyle günahı duyurmak, ilan etmek, teşvik etmek de günahtır. (Hadika)

Sual: Bir kilo baklavayı yiyebilirsen fiyatını ben ödeyeceğim. Yiyemezsen kendin ödersin diyerek bahse girmek kumar sayılır mı?

CEVAP


Karşılıklı zarar etme olduğundan kumar sayılır. Kendi getirdiği baklavayı arkadaşına (Hepsini yiyebilirsen sana şu kadar para vereceğim. Yiyemezsen bir şey yok) dese, kumar olmaz. İki taraftan birinin zarar etme ihtimali varsa, karşılıklı bahisler kumar olur.

Sual: Büyük ikramiyeli yarışmalara katılıp oradan kazanılacak parayı yemek caiz midir?

CEVAP


Para vermeden yarışmaya katılma imkanı varsa mahzuru yok. Az da olsa para veriliyorsa kumar olur, haram olur.

Sual: Okey, kağıt vs. gibi oyunlar, çayına veya vakit geçmesi için oynandığında günah olur mu?

CEVAP


Çayına oynamak da kumardır ve haramdır. Bu oyunları oynamak tahrimen mekruhtur. Devamlı oynanırsa haram olur. Oyun oynamak malayanidir, boş iştir.

İnsan, dünyaya oyun ve eğlence için gelmemiştir. Dünya iş ve kazanç yeridir. Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada ne ekilirse, ahirette o biçilecektir. Boş vakit fırsat ve ganimettir. Faydalı iş yapmadan vakit geçirmek vakti öldürmek olur. Dünyada yapılan her işin, her nefesin hesabı kıyamette sorulacaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Kıyamet günü, herkes ömrünü ve gençliğini nerelerde geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nerelere harcadığından ve ilmi ile amel edip etmediğinden sorguya çekilecektir.) [Tirmizi]

Ömür, ilim, mal ve beden, Allahü teâlânın kullarına verdiği bir sermayedir. Bu sermayeyi Allahü teâlânın bildirdiği yerlerde harcamalıdır. Vakit geçtikten sonra pişmanlığın faydası olmaz. Onun için gençliğin, malın, sağlığın kıymetini bilmeli, dünyada ahireti kazanacak işler yapmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil! İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin ve ölümden önce hayatın kıymetini bil!) [Ebu Nuaym]

Peygamber efendimiz, tavla oynayan bir grup insana buyurdu ki:
(Oyunla meşgul olan el ve kalblere, boş ve bâtıl sözlere yazıklar olsun!) [Beyheki]

Böyle oyunları parasız, eğlence için oynamak da uygun değildir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Satranç ve dama oynayan, ellerini domuz kanına bulaştırmış gibi olur.) [Müslim]

(Tavla oynadıktan sonra kalkıp namaz kılan, irin ve domuz kanı ile abdest alıp namaz kılana benzer.) [İ. Ahmed]

(Satranç, tavla ve benzeri haram olan oyunları oynayanlara rastladığınız zaman, selam vermeyin! Selamlarını da almayın!) [Deylemi]

Yukarıdaki hadis-i şeriflerin açıklaması olan fıkhi hüküm ise şöyledir:
(Tavla, satranç, 14 taş gibi oyunları oynamak tahrimen mekruhtur. Devamlı oynanırsa haram olur. Eğer bir farzı yapmaya mani olursa yahut para için oynanırsa yine haram olur.) [Redd-ül Muhtar 5/253]

Görüldüğü gibi, parasız olarak ara sıra oynamak harama yakın mekruh, devamlı oynanırsa haramdır. Çayına da oynamak kumar olduğu için yine haramdır.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kimsenin boş şeylerle vakit geçirmesi, Allahü teâlânın onu sevmediğinin alametidir.) [Mektubat-ı Rabbani]

İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki:
(Satranç ve dama oynayan Allah ve Resulüne asi olmuş sayılır.) [U. Kübra]

İmam-ı Gazali hazretleri ile İmam-ı Şafii hazretleri, ara sıra satranç oynamanın mubah, devamlı oynamanın ise tenzihi mekruh olduğunu bildirdiler. Nitekim, İmam-ı Şafii hazretleri, (Satranç oynamak, din ve mürüvvet sahiplerinin âdeti değildir) buyurdu.

Bu yazılardan anlaşıldığına göre, Hanefilerin satranç dahil bütün oyunları oynamaları doğru değildir. Şafiilerin ise, ara sıra yalnız satranç oynamaları caizdir.

Sual: İctihad kapısı kapalı deniyor. Örneğin günümüzde ortaya çıkan bazı oyunlar, at yarışı, loto ve diğer konular hakkında dinimizin bildirdikleri söylenirken kıyas ya da icma mı yapılmış oluyor yoksa İslam âlimlerinin bildirdikleri vasıtasıyla mı hüküm veriliyor?

CEVAP


Kumarı tarif etmişler, adına loto de, toto de, piyango de, at yarışı de, fark etmez yani yeni bir şey yok. Kıyas falan yapılmıyor. İçki, kumar ve diğer haramlar isim değiştirse de yine haramdır. Bunlar için yeni ictihada ihtiyaç yoktur.

Şans oyunu

Sual: Bazı şans oyunları, tamamen rastlantıya dayanmıyor, bilgi ve yetenek de, gerektiriyor. Kendi bilgimizi kullandığımız için, acaba bu tip şans oyunları caiz olur mu?

CEVAP


Hayır, caiz olmaz. Ölçü, bilginin kullanılıp kullanılmaması değil, oyunda para verilip verilmemesidir. Bilgi yarışması da yapılsa, katılmak için para verilirse, yine kumar olur, caiz olmaz.

Sual: Bir şeyine lades tutuşmak, caiz olur mu?

CEVAP


Hayır, caiz olmaz, kumar olur.

Sual: Futbol veya başka oyunları, spor gayesiyle oynamak günah mıdır?

CEVAP


Avret yeri açık olursa veya namaza mani olursa, her oyun haram olur.

Oyunla vakit geçirmek, tavla, 14 taş ve benzeri oyunlar tahrimen mekruhtur. Bunlar, parayla, malla yapılırsa kumar olur, haram olur. (Redd-ül-muhtar)

Demek ki, ne çeşit oyun olursa olsun, çayına bile olsa, parayla oynanınca haram, parasız oynanırsa tahrimen mekruhtur.

Başka faydalı işler, mesela spor olarak, yürümek, koşmak, denizde yüzmek, evde çeşitli jimnastik aletleriyle spor yapmak tercih edilebilir.

Çeşitli oyunlara bağlanıp, kitap okumaktan mahrum kalanlar, hatta yemek yemeyi bile unutanlar oluyor. Okuldaki derslerine bile çalışamıyorlar.

Piyango bileti bulmak

Sual: Yolda bir milli piyango bileti bulunsa, bu bilete bir miktar para çıksa, bu parayı alıp harcamak
caiz olur mu?


CEVAP

Kendi satın almadığı için, lukata yani, yerde bulunan para, mal hükmündedir. Müslüman bir fakire verilebilir veya fakirse kendisi kullanabilir.

Piyangodan çıkan araba

Sual: Piyangodan çıkan arabayı satın almak caiz midir?

CEVAP

Araba, dinen mülkü olmadığı için satamaz; bir fakire hediye eder, fakir teslim aldıktan sonra, kendi malı olduğu için, dilediğine satar veya bağışlar.

Kumardan kazanılan para

Sual: Bir kimse kumardan kazandığı parayla çay ısmarlasa, içmem demek de o anda mümkün olmasa, böyle emr-i vaki karşısında içmek caiz olur mu?

CEVAP

Emr-i vaki olunca, cebindeki paradan vermiş kabul ederek içilebilir.
 

human53

Üyecik
Katılım
27 Eki 2009
Mesajlar
7
Puanları
0
ben satrnaçı bi kağıt oyunuyla bir tutulmamasından yanayım çünkü sonuçta o zeka oyunu ve bu gibi zeka oyunlarını uzmanlar oynanamasının zeka sağlığı için yararlı olsuğunun söylüyorlar bunun yanı sıra ortaya iddaa konularak oynana ne olursa olsun hepsi haramadır çünkü iddaa kumar demektir
 

Carnage

Asistan
Katılım
19 Eki 2009
Mesajlar
381
Puanları
18
Hz.Osman'ın çok hadis rivayet ettiği gerekçesiyle Ebu Hureyre'yi sürdüğü doğru mudur ?
 

googlog

Profesör
Katılım
21 Ağu 2009
Mesajlar
2,404
Puanları
0
Hz.Osman'ın çok hadis rivayet ettiği gerekçesiyle Ebu Hureyre'yi sürdüğü doğru mudur ?
Hayır.
Hazret-i Osman hadis-i şeriflere düşman mı da böyle yapsın?
Çok çirkin bir iftira bu.
ikincisi Ebu Hureyre eshabı kiramdandır radıyallahü anh eshabı kiramın hepsi cennetliktir. böyle bir şey söylemek çok tehlikelidir. ekte bilgi vardır.


AYRINTILI BİLGİ

Hazret-i Ebu Hüreyre
Sual: Bir arkadaş, Nehc-ül-belaga şerhinden bir kaynak gösterip, Ebu Hüreyre’ye güvenilmeyeceğini söyledi. Ebu Hüreyre Sahabi değil mi?
CEVAP: Nehc-ül-belaga kitabını Bir Yahudi dönmesi olan Ali Mürteda’nın kardeşi Radi isminde, bir Şii’nin yazmış olduğunu, İslam âlimleri ittifakla bildirdiler. Zaten Şiiler de, bunu inkâr etmiyorlar. Zahiri ilimlerdeki ve tasavvuf bilgilerindeki, yüksek derecesi ile, tanınmış olan, büyük veli seyyid Abdüllah-i Dehlevi hazretleri, Mektubat kitabında, Nehc-ül-belaga kitabının muteber olmadığını bildirmektedir. (m.61)
Nehc-ül-belaga kitabını Şiiler ve Mutezile olanlar şerh etmiştir. Mesela şerh edenlerden biri İbni Ebilhadid mutezilidir. Bu kitabı, mason Abduh da şerh etmiştir. Fakat hiç bir Ehl-i sünnet âlimi muteber kabul etmemiştir.
Nasıl ki, Ehl-i sünnetin nakilleri, Şii, Mutezili gibi bid’at fırkalarınca muteber sayılmazsa, onların nakilleri de, elbette Ehl-i sünnete göre muteber sayılmaz. O kitaptaki yazıların Ehl-i sünnete göre, hiçbir ilmi değeri yoktur.
Hazret-i Ebu Hüreyre (radıyallahü teâlâ anh), Eshab-ı kiramın büyüklerindendir. Eshab-ı kiramın, derece olarak, büyüğünün de, küçüğünün de cennetlik olduğu, hadis-i şeriflerle ve âyet-i kerimelerle bildirilmiştir. Bir âyet-i kerime meali:
(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal verip savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber, Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaat etmiştir.) [Hadid 10]
Allahü teâlâ, (Ve küllen vaadallahü hüsna) [Hepsi için Hüsnayı (Cenneti) söz verdim] buyuruyor. Hepsi Cennetlik olan insanlar için, nasıl, muteber değildir denebilir ki? Bu, âyet-i kerimeyi inkâr olmaz mı? Böyle açık bir âyet-i kerime var iken, tarih kitaplarına nasıl güvenilir ki?
Ehli bilir ki, hadis ravilerinde, adalet şartı aranır. Ama Eshab-ı kiram ravi ise, onda böyle bir şart aranmaz. Çünkü hepsinin âdil olduğunda icma hasıl olmuştur. Eshab-ı kiramdan herhangi birine adil değil diyen, icmaya karşı gelmiş olur. İcma’ya karşı gelmek de, küfürdür. (Mektubat 2/36)
Hazret-i Ebu Hüreyre, Müslüman olduktan sonra, annesinin de Müslüman olmasını çok istiyor, bunun için çok uğraşıyordu. Fakat bir türlü muvaffak olamıyordu. Bunu şöyle anlatır:
Resulullaha, annemin hidayete kavuşması için dua buyurun dedim. Resulullah, (Allah’ım, Ebu Hüreyre’nin annesine hidayet ver) diye dua buyurdu. Eve varınca annem, ya Eba Hüreyre, ben Müslüman oldum dedi ve kelime-i şehadeti söyledi. Ben sevincimden ağlayarak annemin Müslüman olduğunu müjdeledim. Dedim ki, ya Resulallah, annemi ve beni müminlerin sevmesi için, bizim de, müminleri sevmemiz için dua edin. Resulullah, (Allah’ım, şu kulunu ve annesini mümin kullarına, müminleri de onlara sevdir) buyurarak dua etti. Artık beni bilen ve gören her mümin sevdi.[Bu hadis-i şerif de gösteriyor ki, Ebu Hüreyre hazretlerini ancak mümin sever, ona ancak İbni Sebeci buğzeder.]
Hazret-i Ebu HüreyreEshab-ı kiramın en fakiri olduğu için, Eshab-ı Suffa arasına katıldı. Eshab-ı Suffa, Mescid-i Nebi’de kalır, hep ilimle meşgul olurdu. Hazret-i Ebu Hüreyre, Peygamber efendimizin hep huzurunda bulunduğu için, pek çok hadis-i şerif işitip rivayet etmiştir. Eshab-ı kiram arasında Abdullah bin Ömer’den sonra, en çok hadis bilen budur.
Resulullahın söz ve hallerini en iyi bilenin kim olduğu Âişe validemize sorulduğunda, buyurdu ki:
(Resulullahın hâl ve sözlerini, en iyi bilen Ebu Hüreyre’dir. Yemin ederim ki, Ebu Hüreyre, bütün vaktini Resulullahın huzurunda geçirmiştir.)
Hazret-i Ebu Hüreyre, yıllarca, gece gündüz Resulullahın huzurundan ayrılmamış, bütün işini, gücünü bırakmış, hep Peygamber efendimizin buyurduklarını dinleyip, ezberlemiştir. Hatta günlerce aç kaldığı halde, dini öğrenme gayretiyle buna katlanmıştır. Bu sahabinin rivayet ettiği hadis-i şeriflere, istisnasız bütün hadis kitapları yer vermiştir. Hep abdestli bulunur, Resulullahın, (Abdestli olan uzva [organa] Cehennem ateşi dokunmaz) buyurduğunu bildirirdi. Bu büyük hadis âlimi asla kötülenemez. O, kötülenince, ahkam-ı şeriyyenin yarısı kötülenmiş olur. Çünkü, ahkam-ı şeriyyeyi bildiren üç bin hadis-i şerif vardır. Yani dinimizin üç bin hükmü, sünnet ile belli olmuştur. Bu üç bin hükmün yarısını haber veren Hazret-i Ebu Hüreyre’dir. Onu kötülemek, ahkam-ı şeriyyenin yarısını kötülemek olur.
Savaşta ve barışta Resulullah efendimizin yanından ayrılmazdı. Hafızası çok kuvvetli olduğundan, çok hadis-i şerif ezberlemişti. Eshab-ı kiramdan ve Tabiinden 800’den fazla kimsenin, kendisinden hadis öğrendiği, Buhari’de yazılıdır. (Bilerek bana yalan isnat eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadisinin ravisidir. Hadis rivayet etmek istediğinde, bu hadisi zikrederdi. Sahabiler onun hadis rivayetindeki üstünlüğünü kabul edip, ondan hadis naklettiler. (Hakim Nişaburi, III, 513)
Ebu Hüreyre, sahabe ve muhaddislerce, son derece güvenilir, yüce bir zattır. (Buhari)
O, benden daha hayırlı ve naklettiğini daha iyi bilendir. (Abdullah ibni Ömer)
O, bizim işitmediğimiz bir çok hadisi işitmiştir. (Hazret-i Talha) [H. Nişaburi, III, 511]
İmam-ı Şafii gibi büyük âlimler, (Ebu Hüreyre, kendi dönemindeki hadis ravileri içinde, hafızası en sağlam olanıdır) buyurdu. (İbni Hacer, el-İsabe fi Temyizis-Sahabe, IV, 205)

Çok hadis rivayet etmesinin sebeplerinden bazıları:
1- Peygamber efendimiz ile gece gündüz beraber olmuştur. (Çok hadis rivayet etmemin sebebi şudur: Muhacirler, alış-verişle, ensar da, kendi mal ve mülkleriyle uğraşırken, ben Resulullahın meclislerindeydim) demiştir. (Buhari, Müslim)
2- İlme çok tutkundu. Resulullah efendimiz, (İçinizden hanginiz elbisesini çıkarıp yere yayar? Bazı şeyler söyleyeceğim. Sonra elbisesini toplayıp, katlasın, sözlerimi hiç unutmaz) buyurunca, Paltosunu çıkarıp yaydı. Resulullah dua etti. Kendisi, (Paltomu giydikten sonra, işittiğim hiçbir şeyi unutmadım) dedi. (Buhari)
Muhaddis Hakim Nişaburi, şunu haber vermektedir:
Bir zat, Zeyd bin Sabit’e bir mesele sordu. O da Ebu Hüreyre’ye gitmesini söyledi ve dedi ki: Bir gün ben, Ebu Hüreyre ve bir arkadaşla mescitte oturuyorduk. O sırada Resulullah geldi, yanımıza oturup, (Hepiniz Allah’tan bir dilekte bulunsun) buyurdu. Ben ve arkadaşım, Ebu Hüreyre’den önce dua ettik, Resulullah da, bizim duamıza âmin dedi. Sıra Ebu Hüreyre’ye gelince, (Ya Rabbi, senden iki arkadaşımın isteği ile unutulmayan bir ilim dilerim) dedi. Resulullah efendimiz, bu duaya da âmin dedi. Biz de, (Ya Resulallah, biz de, Allah’tan, unutulmayan bir ilim isteriz) dedik. Bize, (Devsli genç [Ebu Hüreyre] sizden önce davrandı) buyurdu. (Müstedrek III, 508, Nesai, III, 440)
Kendisi anlatır:
(Ya Resulallah, kıyamette senin şefaatine nail olacak en mesut kişi kim?) dedim. Bana, (Ya Eba Hüreyre, senin hadislerime olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kıyamette şefaatime nail olacak en mesut kişi, La ilahe illallah diyen Müslümandır) buyurdu. (Buhari)
3- Hazret-i Ebu Hüreyre’nin çok hadis rivayet etme sebeplerinden birisi de, Resulullah efendimizden naklettiği hadisleri halka öğretmeyi, ilmi gizlemenin günahından kurtulmak için, kendine vazife kabul ediyordu. (Buhari)
Sahabe içinde hadisi en iyi bilen, hadis alma ve rivayet etmede diğerlerinden daha üstün bir duruma gelmişti. İbni Ömer, onun cenaze namazında, (Resulullahın hadisini muhafaza eden) diyerek onu övmüştür. Ayrıca, (Ebu Hüreyre, Resulullahın sohbetine en fazla devam eden ve onun hadislerini en iyi ezberleyen zattır) derdi. (Tirmizi)
Yine kendisi anlatır:
(Bekara 159, Al-i İmran 187. âyetleri olmasa idi, hiç hadis rivayet etmezdim.) [Buhari]
Bu iki âyet-i kerimenin mealleri şöyledir:
(İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bekara 159]
(Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!) [Al-i İmran 187]
Üç hadis-i şerif meali:
(İlmini gizleyen, hazineyi gömüp, kimseye yardım etmeyene benzer.) [Taberani]
(İlmini gizleyene, denizdeki balıklardan, gökteki kuşlara kadar her şey lanet eder.) [Darimi]
(İlmini gizleyen kimseye, kıyamette ateşten gem vurulur.) [İbni Mace, Taberani]
İşte bu sebeplerden dolayı, Hazret-i Ebu Hüreyre, ilmini gizlemeyip, yaymıştır.
 

veysi dede

Asistan
Katılım
9 Kas 2009
Mesajlar
282
Puanları
0
Mehmet kardeşim bu açtiğin soru-cevap konusu, bilgi yönünden çok yararlı olacak.
Allah yar ve yardımcınız olsun.
 

Peşaver

Üyecik
Katılım
8 Ara 2009
Mesajlar
29
Puanları
0
Sayın googlog.

Bütün sahabeler cennetlik midir sahi ?
Oysaki Kur’an bunu inkar ediyor…!

Bir kere onunla her görüşen, hatta bir saat bile onu görmesi yeten biri size göre ashabı kiramsa ( ki evet size göre öyledir ) nasıl oluyorda münafıkın suresi Kur’an da var ?
Münafik demek ne demek ? Mümin gibi görünüp aslında kafir olan değil midir ???


Kur'ân Açısından Sahabî
Hz. Peygamber ile birlikte olan diğer grup ise iki yüz-lü ve hasta kalpli kimselerden oluşur. Kur'ân-ı Kerim, bu tür sözde sahabîlerin mahiyetini ifşa ederek, Hz. Peygamber'i onlara karşı uyarmıştır. Burada bu gruptan bir-kaç örnek vermek istiyoruz:
1- Tanınmış Münafıklar
"Ikiyüzlüler sana gelince, 'Şahadet ederiz ki sen, Allah'in elçisisin.' derler. Allah biliyor ki sen, O'nun elçisisin. Fakat Allah görüyor ki, ikiyüzlü-leryalan söylüyorlar."
Münâfıkûn Suresi 1. ayetten son ayete kadar

2- Tanınmamış Münafıklar
"Çevrenizdeki bedevîler ve Medineliler içinde ikiyüzlüler vardır. İkiyüzlülük, onların karakteri olmuştur. Sen onları bilmezsin; onları ancak biz biliriz.”
Tevbe, 101
3- Hasta Kalpliler
"İkiyüzlüler ve kalplerinde hastalık olanlar, 'Allah ve Peygamberi bize sadece kuru vaatler-de bulundular.' diyorlardı."
Ahzâb, 12
4- Günahkârlar
"(Çevrenizdeki bedevîler ve Medinelilerden) suçlarını itiraf eden bir başka kısmı da, iyi işlerle kötü işleri birbirine karıştır-mışlar. (İyi işlerinin yanında kötü işler de işlemişler.) Umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder; 0 bağışlayan-dır, merhamet edendir." Tevbe, 102
Kur'ân-ı Kerim'deki bu ayetlerin yaninda Hz. Pey-gamber'den de sahabeden bazilarmi kapsayan çok sayı-da hadis nakledilmiştir. Burada örnek olarak onlardan ikisini aktarıyoruz:
1- Ebu Hâzim, Sehl b. Sa'd'dan Hz. Peygamber'in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
"Ben, Kevser Havuzu'nun başında sizleri bekleyeceğim. Oraya gelen, ondan içer. Ondan içen, bir daha asla susamaz. Bazıları da orada bana gelirler ki, ben onları tanırım, onlar da beni ta-nırlar. Fakat sonra onlarla benim arama engel girer, bana ulaşamazlar."
Ebu Hâzim diyor ki:
"Ben bu hadisi okurken, Nu'man b. EbîAyyaş onu işitti ve şöyle dedi: 'Sehl'den böyle mi duy-dun?1 Ben, 'Evet' dedim. Nu'man dedi ki: 'Ben, Ebu Said-i Hudrî'nin bu hadisi şu ilâve ile naklettiğine tanığım: 'Ben derim ki: Onlar bendendirler.' Bana denir ki: 'Sen, bunların senden sonra neler yaptığını biliyor musun!' Bunun üzerine ben derim ki: Benden sonra (Allah'ın dini) değiş-tiren kimseler Allah'ın rahmetinden uzak olsun, uzak olsun!."3
İbn-i Esir, Cami'ul-Usul, c.ll, Kitab'ul-Havz fi Vurud'in-Nasi Aleyh, s.120, hadis: 7972.
Aynı hadisi Buhari ve Müslim de nakletmiştir !
 

Turab Garip

Dekan
Onursal Üye
Katılım
30 May 2007
Mesajlar
6,819
Puanları
48
Selamlar.

@googlog kardeşimin alıntıladığı "hadis yasaklanması" ile ilgili yazıya istinaden:

Bilmiyorum biz müslümanlar kendi içimizde birbirimizi tekfir etmek, kafir ilan etmek için neden bu kadar canla başla çalışıyoruz? Bu yazıyı nereden almış bilmiyorum fakat bunları yazan kişi alimse eğer, o kadar çok kişinin hakkına girmiş ve o kadar çok gıybet etmiş ki, bu kişilerden nasıl helallik alacak bilemiyorum.

Hadislerin yasaklanması konusu.

Kardeşim demiş ki "Hz. Osman hadis düşmanı mıydı ki yasaklasın".. Sevgili kardeşim eğer yasaklanması bile düşmanlığı gerektiriyorsa hadisleri yakmak-yaktırmak, nedir? Çünkü kendisinden önceki iki halife hadisleri toplatıp yaktırmışlardı.

Bu konuda muteber kitaplardan bazı hadisler rivayet edilmiş. İki tane örneği naklediyorum:

Ahmed bin Hanbel, Müslim, Daremi, Termizi ve Nesaî, Ebu Said-i Hudri’den naklen Hz. Peygamber'in şöyle buyurduğunu naklediyorlar:

“Benden Kur’ân’dan başka bir şey yazmayın; Kur’ân’dan başka bir şey yazan, onu mahvetsin.” (Ayrıntılı bilgi için Kenz’ul- Ummal, c. 1, hadis: 1005)
“(Ashaptan bazıları) hadis yazmak için Peygamber’den izin istediler; fakat Peygamber onlara izin vermedi. (Ayrıntılı bilgi için Tirmizi, c. 2, s. 11)
Bu "hadis"lere dayanarak, birinci ve ikinci halifeler, peygamberin hadislerini toplatıp yaktılar. (Örneğin Ummul Mu'minin Aişe der ki, babam (Ebu Bekir) halife olduğunda yazmış olduğu 500 hadisi istedi ve onları alıp yaktı.) Halbuki çok ilginç bir şekilde, "benden hadis yazmayın" şeklindeki hadisin kendisi bile yazılıp(!) bu günümüze kadar ulaşmış. Bu aslında yukarıdaki iki hadisin uydurma olduğunu gösteriyor.

Keza şu hadisler de yukarıdaki hadislerin tam zıddı:

Ensardan bir sahabi, hadis-i şerifleri ezberleyemediğini arz edince, Resulullah (S.A.V.) yazarak muhafaza etmesini isteyerek, (Sağ elinden yardım iste) buyurdu. (Tirmizi)
(Benden hadis yazana, o hadis devam ettikçe, sevap yazılmaya devam edilir.) [Hakim]
(Benden hadis rivayet edin. Ama bana yalan isnat eden Cehenneme hazırlansın.) [Müslim]
Eğer hadis yazmak yasak olsaydı, bu durumda Buhari, Müslim, Muvatta gibi kitapları kaldırıp çöpe atmamız gerekirdi. Ve keza peygamber benden hadis nakletmeyin demişse gerçekten, bunu niye nakletmişler? "Benden hadis nakletmeyin" sözünün kendisi de bir hadistir, bu durumda resulullah haşa kendi kendisiyle çelişkiye mi düşüyor? Halbuki buna dayanarak ilk üç halifenin hadisleri yasakladığı ve hatta yaktığı da Aişe annemiz dahil birçok kişiden nakledilmiştir.

Birinci halifeden bir örnek:
Siz Peygamberden, hakkında ihtilafınız olan bazı hadisler naklediyorsunuz; halkın sizlerden sonra o hadisler hususunda ihtilafları daha çok olacaktır. Binaenaleyh Resulullah’tan bir şey nakletmeyiniz! (Zehebi)
İkinci halifeden bir örnek:
Ömer bir gün, İbn-i Mes’ud, Ebu Derda ve Ebuzer’in hadis nakletmelerine itiraz etti, daha sonra onları hapse attı, onlar ikinci halifenin ölümüne dek hapiste kaldılar. (Müstedrek-i Hakim’den c.1, s. 102)
Ebu Hureyre'nin hadis nakletmesi konusu

Aslında bu forumda daha önce konuştuğumuz bir rivayeti özet olarak tek başına nakletsek bile yeter:

Ebu Hureyre nakleder; "Hasta olan sıhhatli olanın yanına götürülmesin." Ebu Seleme der ki: "Bunun üzerine Ebu Hureyre'ye; "Salgın hastalık olmadığını rivayet eden sen değil misin?" diye itiraz ettik. Ebu Hureyre (rezil olduğunu görünce) Habeşlilerin dilince anlaşılmayan bir şeyler söyledi!" Ebu Seleme der ki: "Artık Ebu Hureyre'nin ondan başka bir hadisi unuttuğunu görmedim" (1- Sahih-i Buhari, c. 7, s. 179; Sahih-i Müslim, c. 4, s. 1743, h. 2221)
Buhari her ne kadar Ebu Hureyre'nin güvenilir olduğunu söylese de, yine kendi kitabında Ebu Hureyre'nin yalan hadis naklettiğini ve bu durum ortaya çıkınca pişman olmak şöyle dursun, kızıp anlaşılmayan şeyler söylediğini naklediyor. (Yani yalan hadisi bilerek naklediyor.) Bu rivayeti Müslim de sahih sayarak kitabına alıyor.

Analiz edersek:

Ebu Hureyre, peygamberimizin son iki yılında yanında bulunabilmiş bir kişidir, ki zaten o zaman kendisi yeni müslüman olmuştu. Yani Hz. Muhammed, 21 yıl boyunca peygamberlik yaptı, o sırada Ebu Hureyre hiç yoktu (müslüman da değildi). Bu 21 koca yıl boyunca olan hadisler nereye gitmiş olabilir? Neden en çok son 2 yıla ait hadisler var ki çoğu da Ebu Hureyre'den?

Bu durum hadislerin gerçekten de toplatılıp yakıldığını ve hadislerin ilk halifelerce yasaklandığını ıspat ediyor. Ebu Hureyre'nin kendisi şöyle rivayet ediyor:

Ebu Hureyre: “Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanın-da anlatsaydım değneği ile beni döverdi” der (Ez Zehebi – Tezki-retul-Huffaz)
Yine Ebu Hureyre’nin şöyle dediği geçer:
“Ömer ölünceye kadar Allah’ın Resulu buyurdu diyemezdik”(Müslim, Sahihi Müslim, 1 cilt, sayfa 34)
Gördüğünüz gibi Müslim'den nakledilmiş ve sahih olarak kayda geçmiş bir rivayettir bu. Ki aynı kitapta Ömer'in Ebu Hureyre'nin hadis söylediğini duyduğu için düşene kadar dövdüğü ve sakın bir daha hadis rivayet ettiğini duymayayım dediğini de yazmıştır.

Halife bile Ebu Hureyre'nin hadis rivayet etmesini yasaklıyor ve "Hadislerin Kur'anın önüne geçmesinden korktum" diyor. Halbuki eğer bizim gibi bir beşer bunu akıl edebiliyorsa, Resulullah nasıl akıl edememiş ki "benim hadislerimi yazınız" buyurmuş? Bizim için ilk öncelik her zaman Resulullah'ın sözü olacağına göre, bu durumda hadis yasaklamak çok yanlış bir iştir ve zamanla birçok hadis uydurulmasına neden olmuştur. (Nitekim peygamberin Ebu Hureyre'den önceki 21 yılına ilişkin çok az hadis var, önemli bir kısmı da uydurma hadisler.)

Örneğin peygamberin bizzat evinde büyümüş olan kendi kızı Fatıma'dan neden üç beş tane hadis nakledilmiş? Yahut da Hatice annemizden hiçbir şey neden göremiyoruz? Ya da Resulullah'ın evinde büyüyen ve kendi doğumundan resulullahın vefatına kadar ondan ayrılmayan Ali, "Resulullah bildiği her şeyi bana öğretirdi" diyen, "yavru devenin annesini takip etmesi gibi peygamberi takip ediyordum" diyen Ali nasıl olmuş da 63 yıllık ömrü boyunca sadece 500 hadis nakletmiş? Ebu Hureyre peygamberle 2 yıl kaldı, Ali ise peygamberle 30 yıl kaldı. Ebu Hureyre 5.000 hadis, Ali ise 500 hadis mi nakletti?

Bazı yerlerde okuyorum Ebu Hureyre cesurdu ondan dolayı çok hadis nakletmiştir, deniliyor. Neden cesur olmak gerekiyor hadis nakletmek için? Bu da hadislerin halifeler tarafından yasaklandığını ıspatlayan bir başka husus. Fakat benim asıl merak ettiğim, İslam'ın her savaşında bulunmuş ve sadece müslümanlar arasında değil kafirler dahil bütün milletlerce cengaverliği ün yapmış olan Ali cesur değil miydi örneğin? (Kaldı ki resulullah Hayber, Hendek gibi savaşlarda sadece Ali'yi tek başına vazifelendirmiş ve ona "Hamle üstüne hamle yapan, asla kaçmayan" demiştir, cesaretini Allah katında tescillemiştir.)

Yahut da yine bazı kitaplarda görüyorum, googlog kardeşimin yukarıda alıntıladığı yazıda da görüyorum, şunu nakletmişler: "İlmini gizleyen, hazineyi gömüp, kimseye yardım etmeyene benzer. [Taberani]". Ebu Hureyre 2 yıllık ilmini bu kadar çok izhar edebilmişse, peygamberin, "ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır" dediği ilim şehrinin kapısı, yani asıl ve gerçek ilim sahibi Ali 30 yılda nasıl bu ilmi izhar edememiş?

Yine bir sebep olarak denilmiş ki Ebu Hureyre der ki millet alışverişte pazardayken ben resulullahın meclisindeydim, o yüzden çok hadis rivayet ediyorum. Halbuki onun 2 yıllık meclis birlikteliğine karşılık, Ali ve Fatıma, peygamberle 30 yıllık meclis birlikteliğine, hatta gece gündüz ev birlikteliğine de sahipti. (Ki ikisi de çocukluklarından itibaren peygamberin evinde peygamberin ahlakıyla büyüdüler.)

Bu durumda söz konusu cesaretse, Ebu Hureyre'den daha cesurları vardı. Söz konus ilimse, Ebu Hureyre'den daha çok ilim sahipleri vardı. Söz konusu faziletse, Ebu Hureyre'den daha fazletli olanlar vardı. Söz konusu hafıza ise, Ebu Hureyre'den daha hafızlar vardı. Söz konusu peygamberle çok vakit geçirmekse, peygamberle Ebu Hureyre'den çok çok daha fazla zaman geçirmiş olanlar vardı.. Bu durumda Ebu Hureyre'yi özel yapan ne kaldı ki geriye?
 

Peşaver

Üyecik
Katılım
8 Ara 2009
Mesajlar
29
Puanları
0
Hem hepsi Cennetliktir diyorsunuz hemde halife Ömer kendisinden sonraki halifeyi tayin edeceği vakit kendi mantığına göre 10 kişilik bir şura oluşturuyor... Peki sorarım bu on kişilik şurayı o neye göre seçmişti ? O Cennetle müjdelenen!!! o sayılı on kişiyi toplamış ve şurayı onlardan oluşturmuştur. Eğer bütün sahabe cennetlik olsaydı bu on kişi haricinde o zaman diğerlerini de bu şuraya katması gerekmez miydi ? Biat olması gerekmez miydi?

Ebu Hureyre’ye gelince…
Ebu hureyre : 1 yıl 9 ay Rasulallahın sas yanında kalmış 5374 hadis rivayet etmiştir


Hatta kütübi sitte de 250 civarı hadisi alınmıştır. Neden acaba ? Sahih olmadığından olabilir mi :)))


Peygamberimiz s.a.a’in Ali a.s için “Ben ilmin şehriyim. Ali de onun kapısıdır” dediği halde. Ali’yi kendi terbiyesi ile büyüten daha ufakken yanına alan Peygamberimiz ilim konusunda Ali’yi örnek göstermiştir bu sözleri ile.. Neden ana kaynak dururken yapraklarına tutunuyorsunuz ? Sizin alimleriniz bile ebu hureyreden 250 civarı nakletmiş olup. Peygamberin yanında 2 yıldan az bir süre ile geçirdiğini biliyorlar.
Ebu hureyre derki: ben ashabın soramadıklarını sorardım ? Ne yani bu kadar asrı saadet zinciri soramadı edemedi bunca yıl. Ebu hureyre mi döktü tüm bu inciler ? Hem Peygamberimiz soru sorulduğunda kızar mıydı ki.. Geçin bunları azizim

.
Hureyre’nin Ömer’den dayak yediğiniz duydunuz mu hiç? Sebebini söyleyeyim hadis nakletme de çok ileri gittin ! diyerek kırbaçlamıştır..
Delillerimiz yazalım hemen
Bu olayı Müslim “Sahih”in 1. cildinin, 34. sayfasında nakletmiştir. İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul Belağa”nın 1. cilt, 360. sayfasının ilk başında şöyle yazıyor:

“Ebu Cafer İskafi (Mutezli şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu Hureyre’yi (akli yönden) sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin. Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!”
İbn-i Asakir “Tarih-i Kebir”de, Muttaki “Kenz’ul- Ummal”ın 239. sayfasında şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu kırbaçlayıp dövdü. Resulullah (s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki: “Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni ya Devs’a[3] gönderirim ya da Buzinelerin[4] yanına.

Yine İbn-i Ebi’l- Hadid “Şerh-i Nehc’ul- Belağa”nın 1. cildinin 360. sayfasında (Mısır baskısı) Üstadı imam Ebu Cafer İskafi’den şöyle naklediyor: “Mevle’l- Muvahhidin Emir’ul- Mü’minin Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor: “Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı, Resulullah (s.a.a.)’in adına en çok yalan söyleyen Devslu Ebu Hureyre’dir.”

Daha bu konuda bir sürü örneklerimiz var.
Fakat taassubsuz bir gözle bakarsanız. Ali ilmin kapısı Peygamber şehri iken sizce hangisi daha çok hadis nakledebilir ? Ehli sünnetten halife Ömer onu çok hadis naklettiğini ve ileri gittiğini söyleyerek kırbaçlamıştır ! Müminlerin annesi Aişe onun bir çok hadisini düzeltmiştir. Bunlar tarihte örnekleriyle mevcut. Onlar bile itibar etmezken hatta ve hatta kendi hadis kitaplarınızda bile Ebu Hureyden 250 küsür hadis nakletmişken sizin ona bu kadar güveniniz niye ? Ashaptan olması. Ashaptan olması Peygamberi görmesi onun günahlarını örtmez. Ki örtemedi de. Kendi alimleriniz bile ona güvenememişken. Onun naklettiği yalan hadisleri dökmeye gerek var mı bilmem…
 

mehmet

Profesör
Onursal Üye
Katılım
9 May 2007
Mesajlar
2,700
Puanları
48
Değerli arkadaşlarım;

Lütfen bu konu başlığı altında tartışmayalım.
Eğer var ise tartışılacak bir konumuz rica ediyorum yeni bir konu açalım,orda tartışalım.

Saygılarımla
 

emubaltaci

Rektör
Onursal Üye
Katılım
21 Kas 2005
Mesajlar
18,943
Puanları
48
diyelim ki cemaatla kılınan bir namazın 2 veya 3 rekatına yetiştik. cemaatla namaza devam etmek için ne etmek gerekir. cemaat namazı bitirdiğinde onlar la beraber namaz bitirilip selam verilir mi

tsk.ler
 

mehmet

Profesör
Onursal Üye
Katılım
9 May 2007
Mesajlar
2,700
Puanları
48
TARİH :23/01/2010

Günün Sorusu:
Diyelim ki cemaatla kılınan bir namazın 2 veya 3 rekatına yetiştik.Cemaatla namaza devam etmek için ne etmek gerekir?Cemaat namazı bitirdiğinde onlarla beraber namaz bitirilip selam verilir mi?
Günün Cevabı:
Namaza sonradan yetişen bir kişi,birinci rekattan sonra veya son oturuşta imam selâm vermeden önce, imama uyarsa,cemaatle kılınan namaza yetişmiş olur ve mesbûk hükümlerine tabi bulunur.

Mesbûk, dört rekâtlı namazların ikinci rekâtında imama uysa, üç rekâtını imamla beraber kılmış olur. İmamın son oturuşunda yalnız et-Tehiyyât`ı okunur ve imam selam verdikten sonra ayağa kalkılır. Sübhaneke, Eûzü-Besmele ve Fatiha ile bir miktar ayet okunur, rükû ve secdeler yapılır, son kadeyi de yaparak namaz, selâm ile tamamlanmış olur.

Mesbûk, dört rekâtlı namazların üçüncü rekâtında imama uysa, iki rekâtını imamla beraber kılmış olur. İmamın son oturuşunda yalnız et-Tehiyyât`ı okunur ve imam selam verdikten sonra ayağa kalkılır. Sübhaneke, Eûzü-Besmele ve Fatiha ile bir miktar ayet okunur, rükû ve secdeler yapılır, sonra tekrar ayağa kalkılır, bu sefer yalnız Besmele, Fatiha ve bir miktar ayet okunarak yine rükûa ve secdelere varılır, teşehhüdde oturulur ve et-Tehiyyât ile Salevâtı ve Rabbena Atina duaları okunarak selâm ile namaz bitirilir.
 

XabraL

Asistan
Katılım
28 Eyl 2008
Mesajlar
473
Puanları
0
çok teşekkürler Allah razı olsun. bende bu meseleyi araştırıyordum şimdi
 

mehmet

Profesör
Onursal Üye
Katılım
9 May 2007
Mesajlar
2,700
Puanları
48
TARİH :29/01/2010

Günün Sorusu:
Değerli bir arkadaşımız soruyor;
Namaza niyet edilirken rek'at sayısı söylenir mi ?
İlmihal'deki niyetlere baktığımda rek'at sayısı var ama evvela büyüklerime sorduğumda rek'at sayısı söylenmez dediler.
Bu konu hakkında ne diyorsun,sana danışayım dedim.
Günün Cevabı:
Öncelikle ben dini konularda hiçbir fetva ve bilgi veremem.Sadece Ömer Nasuhi Bilmen'in İlmihalinden verilmiş hükümleri aktarırım.

Kalben niyet etmek namazın farzlarındandır.Kalp ile edilen niyeti, dil ile de söylemek, sahih olan görüşe göre müstehaptır.Yani yapılmamasında bir mesuliyet olmamakla birlikte, yapılmasında sevap vardır.Yapılması yapılmamasından daha iyidir.

Rekat sayısını söylemeye gerek yoktur.Yalnız niyet ederken "Bugünkü ......... namazın ilk sünnetini-farzını-son sünnetini kılmaya"şeklinde, hangi günün, hangi namazın hangi bölümünü kıldığını belirtmek gerekir.
 

evowinds

Dekan
Onursal Üye
Katılım
2 Kas 2008
Mesajlar
9,140
Puanları
63
TARİH :23/01/2010

Günün Sorusu:
Günün Cevabı:
Namaza sonradan yetişen bir kişi,birinci rekattan sonra veya son oturuşta imam selâm vermeden önce, imama uyarsa,cemaatle kılınan namaza yetişmiş olur ve mesbûk hükümlerine tabi bulunur.

Mesbûk, dört rekâtlı namazların ikinci rekâtında imama uysa, üç rekâtını imamla beraber kılmış olur. İmamın son oturuşunda yalnız et-Tehiyyât`ı okunur ve imam selam verdikten sonra ayağa kalkılır. Sübhaneke, Eûzü-Besmele ve Fatiha ile bir miktar ayet okunur, rükû ve secdeler yapılır, son kadeyi de yaparak namaz, selâm ile tamamlanmış olur.

Mesbûk, dört rekâtlı namazların üçüncü rekâtında imama uysa, iki rekâtını imamla beraber kılmış olur. İmamın son oturuşunda yalnız et-Tehiyyât`ı okunur ve imam selam verdikten sonra ayağa kalkılır. Sübhaneke, Eûzü-Besmele ve Fatiha ile bir miktar ayet okunur, rükû ve secdeler yapılır, sonra tekrar ayağa kalkılır, bu sefer yalnız Besmele, Fatiha ve bir miktar ayet okunarak yine rükûa ve secdelere varılır, teşehhüdde oturulur ve et-Tehiyyât ile Salevâtı ve Rabbena Atina duaları okunarak selâm ile namaz bitirilir.
Akşam namazı biraz değişik, onu da ben ekleyeyim müsadenizle...

Akşam namazının ikinci rekatında imama uyan kimse de birinci rekat hakkında bu şekilde hareket eder.

Mesbuk, akşam namazının son rekatinde imama uysa, "Sübhaneke'yi" okur ve imamla beraber o rekatı kılarak teşehhüde oturur. İmam selam verdikten sonra kalkar, Sübhaneke, Eüzü Besmele, Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur ve yalnız "Tahiyyat'ı" okur. Sonra "Allahü Ekber" diyerek ayağa kalkar, yalnız Besmele ile Fatiha ve bir miktar daha Kur'an-ı Kerîm okuyarak rükû ve secdeleri yapar. Sonra son oturuş yaparak selam ile namazdan çıkar. Bu halde üç defa Teşehhüde oturmuş olur. Bununla beraber mesbuk, ikinci rekatın sonunda yanılarak teşehhüde oturmayacak olsa, sehiv secdesi yapması gerekmez. Çünkü bu rekat, bir yönden birinci rekat yerindedir.
 

emubaltaci

Rektör
Onursal Üye
Katılım
21 Kas 2005
Mesajlar
18,943
Puanları
48
TARİH :23/01/2010

Günün Sorusu:
Günün Cevabı:
Namaza sonradan yetişen bir kişi,birinci rekattan sonra veya son oturuşta imam selâm vermeden önce, imama uyarsa,cemaatle kılınan namaza yetişmiş olur ve mesbûk hükümlerine tabi bulunur.

Mesbûk, dört rekâtlı namazların ikinci rekâtında imama uysa, üç rekâtını imamla beraber kılmış olur. İmamın son oturuşunda yalnız et-Tehiyyât`ı okunur ve imam selam verdikten sonra ayağa kalkılır. Sübhaneke, Eûzü-Besmele ve Fatiha ile bir miktar ayet okunur, rükû ve secdeler yapılır, son kadeyi de yaparak namaz, selâm ile tamamlanmış olur.

Mesbûk, dört rekâtlı namazların üçüncü rekâtında imama uysa, iki rekâtını imamla beraber kılmış olur. İmamın son oturuşunda yalnız et-Tehiyyât`ı okunur ve imam selam verdikten sonra ayağa kalkılır. Sübhaneke, Eûzü-Besmele ve Fatiha ile bir miktar ayet okunur, rükû ve secdeler yapılır, sonra tekrar ayağa kalkılır, bu sefer yalnız Besmele, Fatiha ve bir miktar ayet okunarak yine rükûa ve secdelere varılır, teşehhüdde oturulur ve et-Tehiyyât ile Salevâtı ve Rabbena Atina duaları okunarak selâm ile namaz bitirilir.
ben şunu merak ediyorum. hoca selam verirken bizde selam verecez mi? bazı kişiler sadece sağa selam verilir derken bazı kişiler hiç selam verilmez diyorlar onu merak etmiştim
 

XabraL

Asistan
Katılım
28 Eyl 2008
Mesajlar
473
Puanları
0
hiç selam verilmez çünkü selam vermek namazdan çıkmak oluyor. sen namazdan çıkmayağğın için selam vermemelisin.
 

evowinds

Dekan
Onursal Üye
Katılım
2 Kas 2008
Mesajlar
9,140
Puanları
63
bazıları sadece sağa selam verilir diyor?
Yanlış bilmiyorsam, Sehiv Secdesi(Yanılma Secdesi) yapılırken sağa selam verilir.
Daha sonra secde tamamlanır.

Cemaatle kılınırken eğer İmam yanılırsa veya Sehiv Secdesi yapması gereken bir durum zuhur ederse cemaati şaşırtmamak için sadece sağa selim veriliyor ve tekrar secde yapılıyor. Konular karışmış olabilir.
 
Üst
stat counter